GELENEKSEL TÜRK KÜLTÜRÜ ÇERÇEVESİNDE OLUR'DA DOKUMACILIK DİLİ VE FOLKLORU

 

(The Language And The Folklore Of The Hand-Weavıng İn The Scope Of The Tradıtıonal Turkısh Culture İn Olur)

Abdullah ŞENGÜL*

Özet

Türk milletinin yaşadığı binlerce yıllık coğrafyada, dokumacılıkta kullanılan bütün hammaddelerin yetişmesi ve milletimizin sanatkâr bir ruh taşıması, bu sanat kolunda yükselmemize, sebep olmuştur.

Olur ve çevresinde bugün iyice azalan dokumacılığa bağlı olarak dilimize girmiş terimlerle, âdet, gelenek, mani, atasözü, bilmece ve türkü gibi folklorik malzemelerle karşılaşılmaktadır.

Abstract

That ali raw materials wihich are used for handweaving are grown on the geogrophy where Turkish people have been living for thousands years and they have ahvays been susceptible to the weaving have brought about a rapid growth on the vveaving in our country.

Thus, it is also passible to see some expressions related to the vveaving in the concepts, traditions, ballads, proverbs riddles and folk-songs in Olur and its surroundings.

Giriş

Topraklar, üzerinde yaşayan insanların meydana getirdiği kültürel mekânlar ve ortaya konulan medeniyetlerle vatanlaşırlar. Bu, toprağın millî kimlik kazanmasıdır. Onun için, artık sosyoloji âlimleri milleti mekâna bağlı olarak tarif etmektedirler.

Türkün binlerce yıllık vatanı olan bu toprakların bizdeki tapusu da, üzerinde meydana getirdiğimiz, kokusu ve rengi bizim olan millî kültürümüzdür. Köklü bir geçmişin ürünü olan ve çok zengin bir repertuarı bulunan Türk el sanatları, maddî kültürümüzün paha biçilemez belgeleridir.

Hammaddesi yün olan halı ve kilimlerin geçmişinde, Orta Asya'daki Türk varlığının olduğu artık bilinen bir gerçektir. M. ö. Yüzyıllarda Türklerin halı sanatınım bildiği anlaşılmaktadır (Arslanapa 1972). Orta Asya Türk coğrafyasında ortaya çıkan halının bütün İslâm âlemine Türkler tararından taşındığı da bir gerçektir (Yetkin 1976).

Alman bilim adamı Zipper'in (1977), "Halının en eski geçmişi üzerinde yapılan bilimsel araştırmalar yoğunlaştıkça, Türklerin anayurdu olan Orta Asya'nın, aynı zamanda, Doğu halısının da anayurdu olduğu kesinlik kazanmaktadır" şeklindeki sözleri, halının dünya medeniyetine Türklerin bir hediyesi olduğu gerçeğini teyit eder mahiyettedir.

Halı kelimesi ile ilgili olarak yapılan araştırmalarda, bu ismin, genç kızlara verilen ve onda kalacak olan manasına gelen, kalıng veya kalı kelimesinden geldiği sanılmaktadır (Arseven 1983, s.673).

Divanü Lûgai-it Türk'te de arış-eriş, arkağ-argaç kelimeleri çözgü ve atkı anlamında kullanılmıştır (Kaşgarlı 1939). Türk Dil Kurumu Tarama Sözlüğü'nde, argaç ve arış kelimelerinin XIV. yüzyıldan buyana aynı anlamda kullanıldığı anlatılmaktadır.

Folklorun geniş bir bölümünü oluşturan ve maddî kültür bakımından önemli bir yer tutan el sanattan, farklı biçimlerde tanımlanabilir. Bunları hammaddelerine göre; ağaç, toprak, maden, taş, deri, lif, ince dal, sap, ağaç işlemeciliği şeklinde tasnif etmek mümkündür (Bk., Arlı 1987).  Ancak bunlara yün, pamuk ve kıl dokumacılığını da ilâve etmek gerekir.

Anadolu Türk dokumacılığı ile ilgili olarak; ince ve kaim dokumalar; düz dokuma yaygılar, düğümlü dokuma yaygılar; çapana dokumalar, kirkitli dokumalar, mekiksiz dokumalar ve mekikli dokumalar; halı, kilim, cicim (cecim), zili, tülü, savan, ehram, peştemal, kuşak, çul, çapıt, bez, kumaş vs. gibi sınıflamaların yapıldığı dokumacılık kültürümüzün zenginliğini tam manasıyla ortaya koyan araştırmalar henüz yeterli değildir (Yağan 1978).

Anadolu'da Selçuklu döneminden başlayarak her dönemde, her mekânda uygulanan bu el sanatı dallarında artistik el sanatları düzeyine ulaşmış pek çok parça bulunmaktadır (Barışta 1994).

Tarihin belirli döneminde Ermenilerle aynı topraklarda yaşayan Türklerin, bu sanatı onlardan öğrendikleri gibi yanlış bir kanaat vardır. Oysa gerçekte Ermeniler halı dokuyucuları değil, halı tacirleridir. Anadolu Türk halılarının Batı'ya tanıtılmasında çok önemli rolleri olmuştur (Kaşgarlı 1985).

Bölgemizdeki dokumalarda bütün bir Türk coğrafyasında olduğu gibi, akrep, koçboynuzu, S motifleri, karşılıklı T motifleri, karşılıklı üçgen dizileri ve çeşitli geometrik şekiller kullanılmaktadır (Kırzıoğlu 1994). Özellikle koçboynuzu motifi halı kilim ve keçe gibi bölge dokumacılığında çok yaygın olarak kullanılmaktadır. Koçbaşı ve boynuz olarak bilinen bu motif; Oğuzlar, Avarlar, Kırgızlar, Çuvaşlar, Bulgarlar, Türkmenler ve bir Türk boyu olan Kürtler gibi çeşitli Türk topluluklarında beğenilerek işlenmiştir (Çay 1983). Dokumacılık kültürümüzde çok az görülen bitkisel motifli kilimlerin, Osmanlı saray kilimleri dışında, Bardız kilimlerinde de görüldüğünü belirtmeliyiz.

Bütün Doğu Anadolu'da olduğu gibi, bölgemizde de, zemin renginde ve motiflerde genelde kırmızı (al) renginin daha çok kullanıldığı görülür. Esasen bu durum bütün Türk halı ve kilimleri için geçerlidir (Kırzıoğlu 1994).

Ülkemizin her yönüyle talihsiz olan bu köşesi, yetmiş beş yıllık Cumhuriyet hükümetlerinin ilgisinden uzak kaldı. Bu cümlelerle sadece bölgemizde ihmal edilen ekonomik alt yapıyı kastetmiyorum. Ne yazık ki, bölgemizin kültürel dokusu ile ilgili yeterli çalışmalar da yapılmış değildir. Erzurum'da sanat ve meslek kollarına ilişkin yapılan çalışmalar da Erzurum ve merkez köyleriyle sınırlı kalmıştır. (Bk., Bulut 1989). Özellikle Kuzey-Doğu ilçelerinde devam eden el sanatlarını içine alan bir çalışma yapılmamıştır. Oltu ve çevresi ile ilgili olarak birkaç gönül insanının gayretleri, maalesef iyi niyet sınırlarının ötesine geçememiştir.

"Geçmişten Geleceğe Oltu ve Çevresi" ismiyle düzenlenen bilgi şölenini, bu konudaki boşluğu doldurmaya yönelik çok iyi bir başlangıç olarak değerlendiriyorum.

Bu çalışma ile 1958 yılına kadar Oltu'ya bağlı bir nahiye olan ve bu tarihten itibaren ilçe olma hakkını kazanan Olur'da dokumacılık dili ve folkloru hakkında bilgi vermeye çalışacağız.

İl merkezine 172 km. mesafede olan Olur, Akdağ'ın kuzey eteklerinde kurulmuştur. 1334 rakımlı olan ilçenin Çoruh'un uzantısı olan Oltu çayı vadisindeki köylerinde rakım 800 metreye kadar düşmektedir. Yüksek kesimlerde hayvancılık, orta ve rakımı daha az olan kesimlerde tarımla beraber meyve ve sebzeciliğin yapılmaya başlandığı Olur'da, bu faaliyetlerin ekonomik girdisi, insanımızı tatmin etmemekte ve son kırk yılı aşkın bir süredir, büyük şehirlere nüfus akışının yaşandığı görülmektedir. Buna bağlı olarak Ankara, İstanbul, Bursa gibi büyük şehirlerde "Erzurumlular Kolonisi" diyebileceğimiz birliktelikler oluşturulmasına rağmen, göçlerin sosyal yapıyı bozduğunu, örf ve âdetlerini muhafaza edemeyen insanlarımızın, bulundukları bölgenin örfünü de benimseyemeyip, yozlaşmış bir toplum durumuna gelmeye başladıklarım üzülerek müşahede etmekteyiz.

İlçe tarihi hakkında çeşitli kaynaklarda derme çatma bilgiler bulunmakla beraber, henüz akademik seviyede bir çalışma mevcut değildir. Üçe tarihi ile ilgili bilgiler, ancak bölge tarihi içinde bulunabilir.

Olur ilçesinin en eski adının Tavusker olduğu, bu ismin ise Kafkasya'da Demirkapı ve Derbent kesimlerinde yaşayan Saha-İskit Türk boylarından biri olan Ta-ok'lardan geldiği söylenmektedir. Önceleri bu Türk boyunun yaşadığı alana Dav-eli veya Tav-eli dendiği, daha sonraları Tahoskar, zamanla da Tavusker şeklini aldığı rivayet edilmektedir.

Olur isminin Dede Korkut Hikâyelerinde geçen Salyur (Salyu) Türk boyunun değişik şekilde söylenişi olduğu da iddia edilmektedir. (Bu konuda daha geniş bilgi için bk., Olur (Dergisi) 1996, s.3-8). Bütün bunlar, yukarıda da ifade ettiğimiz gibi, geniş kapsamlı araştırmalar neticesinde doğruluk kazanacak bilgilerdir.

Türk milletinin yaşadığı binlerce yıllık coğrafyada, dokumacılıkta kullanılan bütün hammaddelerin yetişmesi ve milletimizin sanatkâr bir ruh taşıması, bu sanat kolunda millet olarak yükselmemize sebep olmuştur.

Olur ve çevresinde bugün iyice azalan dokumacılık, günümüzden otuz-kırk yıl öncesine kadar çok cardı bir şekilde devam ediyordu. İnsanımızın çağın getirdiği ekonomik, sosyal ve teknolojik gelişmelere paralel olarak, sahip olduğu birtakım kültürel değerlerini kaybetme noktasına gelmiştir. Kaybedilenleri genel manada "kültürel değerler" olarak isimlendirsek de, bu değerlerin önemli bir bölümünün "dokumacılık dili ve Folkloru”na ait olduğunu belirtmeliyiz.

Bölgemizde tamamen tabiî boyalardan dokunan halı, kilim, cecim, heybe gibi dokuma çeşitlerinin artık iyice azaldığı bilinen bir gerçektir. Macerası koyundan alınan yünle başlayan bu sanat kolunun ekonomik getirişi insanımızı tatmin etmediği için unutulmaya yüz tutmuştur. Bunun yanında genç nüfusun büyük şehirlere göç etmesi, değişen ekonomik şartlara rağmen, devletin bu sanat koluyla uğraşan bölge insanına destek vermemesi, modern dokuma tezgâhlan karşısında sanatkâr yaratılışlı insanımızın yenilgisine zemin hazırlamıştır. Oysa bölgede dokumacılığın desteklenmesi, hammadde ve tezgâh desteğinin yapılması, burada yaşayan dar gelirli insanların ayakta kalmalarını kolaylaştıracak ve genç nüfusun göç etmesini engelleyecektir. Bölgemizde bir kısmı az da olsa halen devam eden dokuma çeşitlerini şöyle tasnif edebiliriz:

1. Dokuma usulüyle: Halı, halı yastığı, halı minderi, halı heybesi, halı namazlığı (seccadesi), kilim, kilim yastığı, kilim seccadesi, kilim minderi, kilim heybesi, şal, cecim (cicim), sergi, çul cecimi, başörtüsü, çuval, çorap, yelek, kazak, ehram.

2. Örme usulüyle: Hasır, kayış, urgan, sambağı.

3. Dökme usulüyle: Keçe (yer ve binek keçesi).

Bu dokuma çeşitlerinin hammaddeleri de şunlardır: Yün (pamuk), tiftik, çul, kıl, mısır çalası, gön (büyükbaş hayvan derisi).

Yukarıda ifade ettiğimiz dokuma çeşitleri içerisinde dün olduğu gibi bugün de en fazla itibar göreni halı ve kilim ve şal dokumacılığıdır.

Tabiat ile iç içe yaşayan konar-göçer Türkler, tuz torbasından çadırına kadar bütün ihtiyaçlarım, hafif ve kolay taşınabilir dokumalarla karşılamışlar ve dokumalarının ipliklerini, çevrelerinde buldukları bitki ve kökleri ile boyamışlardır (Kırzıoğlu 1994).

Bölgemizde dokumacılıkta kullanılan tabiî boyalar ise şu maddelerden elde edilir: Çamur (siyah), ceviz çinkosu (siyah, koyu kahverengi), ayva ağacı yaprağı (mavi, lâcivert), armut ağacı yaprağı (kahverengi), kuşburnu kökü (narıncı), potot otu (kırmızı), gevrek otu (san), körpe ıspanak (yeşil, koyu yeşil), ebemgümeci (açık kahverengi), soğan zan (san, kavuniçi), deli kına otu (narıncı), öküz dili otu (kavuniçi şansı), demir pası (tutkun kahverengi). Bunlara tabiî yün renkleri olan gri, kırmızı, siyah, beyaz ve kirli beyaz gibi renkleri de ilâve etmemiz gerekir (Daha geniş bilgi için bk., Şengül 1984, s.7-11).

Bugün bölgemizde şal dokumacılığında kullanılan boyama tekniği hariç, yukarıda saydığımız boyalardan hiçbiri arak yapılmıyor. Bunun yerine daha kolay olduğu gerekçesiyle kimyevî boyalar tercih ediliyor. Bu da yapılan işin ekonomik değerinin düşmesine sebep oluyor.

Bütün bu kültürel değerleri, yalan bir gelecekte hatırlayan dahi kalmayacak. Olur, ve çevresinden on beş yıl önce derlediğimiz bu bilgilerin kaynak şahıslarından birçoğu maalesef hayatta değil. Ekonomik değeri çok yüksek olan bu renkler gibi, unutulan bir diğer kültürel değerimiz de dokumacılıkta kullanılan ve bugünkü modern tezgâhlar karşısında hiçbir varlık gösteremeyen, geçmişten bugüne dokumacılıkta kullanılagelen âletlerdir. Bugün bölgemizde birçok evde bulabileceğimiz bu âletler, binlerce yıllık kültürümüz içerisinde, türkülerimize, manilerimize kadar girmiştir.

Bizim bölgede yaptığımız çalışmada, dokumacılıkla ilgili dilimize giren kelime ve değimlerle, âlet isimleri ve bunların izahlarım imkânlar ölçüsünde alfabetik sıraya göre verelim:

ağartma: Baş örtüsünü küçükbaş hayvan dışkısı içinde bekletme işi:

ağarsak: Yarım küre şeklindeki ağaç parçası.

asma taşı: Kayışın gerilmesi için asılan ortası delik ve yaklaşık elli kilo ağırlığında bir taş.

ayakça: Basıldığı zaman küçüdeki iplerin arasım açan, ağaçtan yapılmış bir âlet.

baş tarağı: Tilifleri düzeltmek için kullanılan, kemikten yapılmış tarak.

boğdurma: İpliği iki uzatma teline birden bağlama işi.

büküm: İki teli veya zoğ denilen deri parçalarım el, teşi veya çarhlar vasıtasıyla bükme.

cağ: Çorap dokumacılığında kullanılan kısa madenî veya ağaç çubuk.

cecim (cicim): Yün veya çuldan yapılan dokuma çeşidi.

çala: Mısırı örten yaprak.

çak: Yay kirişinde titreşimi sağlamak için yapılmış, kısa bir kolu olan âlet.

çırıh (çıkrık): İp sarmaya yarayan kiriş, kol köprü, top ve perden müteşekkil âlet.

çile: Boyanacak iplerin karışmaması için kollar veya dizler etrafında sarılmış şekli.

çileleme: Keçe dökümünde kaynamış suyu süpürge ile keçe üzerine serpme işi.

Şıralama: Cevizin ağaçtan inmeden önceki kabuğunun su içinde bekletilmesi.

çivi: Kenkler üzerinde kücilerin durmasını sağlayan küçük ağaç parçalan.

çul: Eski bez ve kumaşların ince ince kesilip bükülmesiyle elde edilen ip.

dağ: Guy ve kenk tezgâhlarında dokunan ürünün yan olması.

damar kırma: Örülecek kayışın ağır bir taş altında bekletilmesi işi.

dikme: Baş taraflarına silmin başlarının geçmesi için delikler açılmış ağaç.

dolap: İp açmak için kullanılan direk, kütük ve pederden müteşekkil âlet.

dufa: Dört küci veya bir taraktan ibaret âlet.

geçirme: Kilim dokumacılığında uzatma telleri arasından geçirilen tel.

gön: Büyükbaş hayvan derisi.

guy: Şal, cecim, başörtüsü gibi dokumaların yapıldığı tezgâh.

halbur: Dokuma iplerinin muhafaza edildiği geniş kova.

halga: Çarh makaralarına takılmış, ip bükmeye yarayan madenî âlet.

halı: Yünden imal edilen dokuma çeşidi. (Halı heybesi, minderi, seccadesi, yastığı)

hallaç: Keçe döken ustalara verilen isim.

hasır: Çeşitli ebatta mısır örgüsü.

heybe: Karşılıklı iki gözden ibaret yün veya kıldan dokuma.

hıb yapma: İplerin kollar veya dizler etrafında dolanarak bağlanması.

iğ: Yün eğirmeye yarayan âlet.

iğ tikeçleri: Çırıhlarda iğin üzerine konulduğu, baş taraflarında yuva açılmış ince ağaç.

imeci: Yün eğirmenin komşularla beraber yapılması.

imeci payı: Yardıma gelen komşulara kete ikram edilmesi.

kelef yapma: İplerin karışmasını önlemek için kollar etrafında dolandırarak bağlama.

kapaklama: Keçe dökümü esnasında yuvarlanan yünün, baş taraflarını düzeltme işi.

gat: Teşinin ucunda bulunan çengel şeklinde demir.

kayış: Hayvan derisinden örme.

kayış çivileme: Örülen kayışın ağır bir taşa bağlanarak asılması.

keçe dökmek: Yünden tepilerek elde edilen sergi.

keçe mazisi: Yüne sarılarak yuvarlatılan kaim odun.

kenk: Kâim ve halı dokumacılığının yapıldığı tezgâh.

kılıç: Uzatma telleri arasından boşluk açmak maksadıyla geçirilen âlet.

kırhlıh: Koyun ve keçi yünü kesmeye yarayan madenî âlet.

kilim: Ham maddesi yün olan dokuma çeşidi. (Kilim minderi, heybesi, yastığı) v.s.

kiriş: Üzerine mum sürülerek kayganlaştırılan kalın ip veya kurt barsağı.

kirkit: Düğümleri sıklaştırmaya yarayan ağaç veya madenî tarak.

kuşlar: Guy tezgâhlarında yan köprülere iple asılan dört köşe tahta.

küci (küc): İki çubuğu tellerin çapraz bir şekilde sıralandığı âlet.

külek: İp ve varapların muhafaza edildiği odun kap.

mahlah: Yatakların yanına çakılan ve silminin düz durmasını sağlayan âlet.

Mancük: Baş tarafları hafif oyulmuş ince tahta.

masura : Çırıhın uç tarafına yerleştirilen ortası delik kamış.

mazman: Kıldan urgan ve sambağı yapan usta.

mekik: Ceviz ağacından yapılan ortası kaim, baş tarafları ince âlet.

nakış dizme: Keçe üzerine değişik renkte yünlerle nakış yapma işi.

nakış dökme: Keçe dökümünde çeşidi renkteki yünlerin önceden dökülmesi.

nazük: İp açmaya yarayan, direk, kütük ve perlerden müteşekkil âlet.

orta köprü: Yataklar üzerine dikilen kısa iki tahta.

örük yapma: İplerin karışmaması için saç şeklinde örme.

peştamal: Mazmanların önlerine bağladıkları büyük cepleri olan giysi.

posta: Keçe dökümü yapacak kişilerin ayrıldıkları gruplar.

posta vurması: Grupların kendi sıralan geldiğinde keçe tepme işi.

Sambağı: Kıldan elde edilen bir metre uzunluğundu orta kalınlıkta ip.

sergi: Kıldan dokuma cecim.

simlin: Kenk ve guy tezgâhlarında bir parça.

simek: Yünün tarandıktan sonra karışmaması için bükülmüş şekli.

süzme taşı: Örülmek için kesilmiş derilerin altına koyulduğu ağır taş.

şal: Yünden dokunan ince kumaş.

tahta: Guy tezgâhlarında bir küci eninde dokunan kumaş.
tarak: Kamışdan yapılan ve dokuma tezgâhlarında kullanılan bir âlet.

teşi: Tel bükmeye yarayan bir âlet.

tiftik: Yün kabası.
tikeç: Üzerine iğlerin yerleştirildiği, karşılıklı dikilmiş iki çubuk.

tilif: Halı ve kilim dokumacılığında iki tel arasına bağlanan düğüm.

tüyalan: Kayış yapılacak derinin tüylerini alan ucu keskin madenî âlet.

urgan: Kıldan yapılan kalın ip.

uzatmalık: Dokuma tezgâhlarının boyuna göre uzatılan ip.

varap: Ortasına ip sarılan, uç tarafları ince âlet.

Yataklar: Guy tezgâhının iskeleti.

yay: Yün kabartmaya yarayan, kol ve kiriçten müteşekkil âlet.

yün atma: Yay vasıtasıyla yünü açıp, kabartma işi.

yün çırpma: Çubuk ile vurup, yünü açma işi.

yün tarağı: Bir tahta üzerine metal çubukların paralel dizilmesiyle yapılmış bir âlet.

zenk dökmek: Kilim ve halılarda motif dışındaki kısımları aynı renkte dokumak.

zoğ çıkarma: Derilerin on santim eninde düzgün kesilmesi.

zoğ dikme: On santim enindeki derileri birbirlerine dikme işi (Bk., Şengül 1984, s.61-75).

Bölge insanı günlük hayatım idame ettirecek ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik bu sanat faaliyetini devam ettirirken, bunu sadece ihtiyaçtan kaynaklanan bir mecburiyet değil, aynı zamanda yaşama şekli durumuna da getirmeyi başarmıştır.

Dokuma faaliyetleri sırasında icra edilen birtakım âdet ve gelenekler bunun en açık ifadesi durumundadırlar. Örnek olması bakımından bunlardan birkaçına bakalım:

Diş hediği : Dokuması uzun süren halı ve kilimler tezgahtan indirildikten sonra, dokuyanlarla alay etmek için mısır pişirilmesi.

Kirkit atma : Halı veya kilim dokunan eve giren yabancıların önüne hediye alma maksadıyla kirkit atılması.

Kirkit düşürme: Halı veya kilim dokunan evin reisi geldiği zaman, hediye almak için, kirkitin ağır olduğu gerekçesiyle yere düşürülmesi.

Kilimin dağa çıkması: Kilim, tezgâhın yansı kadar dokunduktan soma, ev sahibi tarafından içli kete pişirilerek dokuyanlara ikram edilmesi. Buna "dağ ketesi" de denir.

Halı veya kilim görmesi: Kilim veya halı dokunan eve, komşular tarafından yemekle ziyaret yapılması.

Kilim kesmek: Kilim veya halının dokuması bittikten sonra, evin dokuyucular tarafından temizlenip, ev sahibinin ikramlarını yeme, çeşitli oyun ve türküler eşliğinde eğlenme.

Makamı kesmemesi: Dokuması biten ürünün tezgâhtan indirilişi sırasında, ev sahibinden hediye almak için, makasın kesmemesini bahane etme.

Posta güreşi: Keçe dökümü bittikten sonra, keçe dökmeye yardım eden gençlerin, kendi aralarında grup kurarak güreşmeleri. -Birinci olan grup, keçe sahibi tarafından ödüllendirilir-

Bütün bu âdet ve gelenekler, dokumacılık kültürünün nesilden nesile aktarılmasını kolaylaştırmanın yanında, işi eğlence şekline dönüştürme gibi bir amaca da hizmet etmektedir. Binlerce yılın birikimi olan bu tip kültürel değerlerin özünde "hediye verme" düşüncesinin yattığım görüyoruz. Bu da İslâm’ın "hediyeleşiniz" emrine son derece uygundur.

Dokumacılıkla ilgili olarak Olur ve çevresinde söylenen mani, atasözü, bilmece ve türkü gibi folklorik ürünlerden, bizim tespit edebildiklerimizden bazıları da şunlardır:

Mani:

Ay ışığı duramam
Dile destan olamam
Şal güya asılınca
Bağlasalar duramam

Dolabım yok uzadem
Uzak yolu gözedem
Köyümüzde kimse yok
Seni kime benzedem

Halıyı koydum yüke
Yedi kat büke büke
Ben yarimden ayrılmam
Etseler tike tike

***

***

***

Şal dokudum çok ince
Yar sevmedim doyunca
Ayırdı zalim felek
Düğün günü gelince

Arpalar dize kadar
Gel yarim bize kadar
Sana çorap öreyim
Topuktan dize kadar

Bahçede gülüm yandı
Köz düştü kilim yandı
Ben kilimi acımam
Ağzımda dilim yandı

***

***

***

Ay ışığı ışıktır
Sofra dolu kaşıktır
Kaynana başın sallama
O guy bana âşıktır

Entarimin gülleri
Yanıp yanıp sönüyor
Sağ olsun annem babam
Sevdiğime veriyor

Çıngın urganıyım
Al, üstün yorganıyım
Anam beni büyüttü
El oğlu kurbanıyım

***

***

***

Kilimin alma bak
Dönder de salma bak
Yar beni istemezmiş
Dürzinin oğluna bak

Oğlan adın Ali'dir
Boyun selvi dalıdır
Ayakların çar da gel
Evin düzü halıdır

Yüce dağlar olmasaydı
Lâleleri solmasaydı
Ölüm Allah'ın emri
Yün taramak olmasaydı

Atasözü:

1. Boş çuval dik durmaz.

2. Kenarına bak bezini al, anasına bak kızını al.

3. Yüz verirsin Ali'ye, gelir pisler halıya.

4. Yüz verirsin astar ister, yatmaya da yer ister.

5. Eski düşmandan dost, uyuzlu gönden post olmaz.

6. Kaynanalar: "Şişeğin yününü kızım tarasın, gelinim eğirsin; kuzunun yününü gelinim tarasın, kızım eğirsin" derler.

7. Ne kadar kaynatsan şeb olmaz şeker, aslı bozuk olan aslına çeker.

Bilmece:

1. Tel tel kadayıf, bizim hanım çok zayıf Zayıflığın o yana at, gözünün biri kayıp    (iğne)

2. Gel bize, altan koyayım, (minder)

3. Beş dülger, on mimar bin delikli yapmış, bir avuç yongası yok. (şiş, parmak, çorap)

4. Altı yeşil üstü beyaz, diriye sünnet ölüye farz. (pamuk)

5. Altı çeşme içilir, üstü çayır biçilir,   (süt, yün)

Türkü:

-1-

-4-

Tuz kabında tuz kalmadı
Yine dert oldu dert oldu
Şu Olur'da kız kalmadı
Yandı bağrım kebap oldu

Olur, Oltu, Şenkaya
Yine dert oldu, dert oldu
Yeter Urus etme zulüm
Yandı bağrım kebap oldu

-2-

-5-

Penceresi yeşil boya
Yine dert oldu dert oldu
Vurulmuşum sizin soya
Yandı bağrım kebap oldu

Dağlar başı, dağlar başı
Dağlar başı ala çiçek
Çiçeğine çiçeğine
Çiçeğine konamadım

-3-

-6-

Şal dokudum giyemedim
Yine dert oldu dert oldu
Muradıma eremedim
Yandı bağrım kebap oldu

Bir yar sevdim, bir yar sevdim
Bir yar sevdim alamadım
Halı aldım, kilim aldım
Aldım ağam seremedim

  Sonuç

Bölgemiz bu otantik yapısını az da olsa bugün bile muhafaza ediyor. Ancak genç nüfusun göç etmesi ve bu işi bilen insanların aramızdan ayrılmaları, binlerce yıllık kültürel mirasımızın yavaş yavaş unutulmasına sebep olmaktadır.

Biz, çalışma sahası olarak Olur ve çevresini seçtik. Bu çalışma bütün bölgede yapılsa da aynı hazin sonuçla karşılaşılacağı muhakkaktır. Bu bakımdan fazla zaman kaybetmeden, bölgemizin kültürel dokusunun tespit edilip, yazıya geçirilmesi gerekmektedir.

Zaman kaybetmeden yapılması gereken bir diğer husus, ekonomik değeri çok yüksek olan tabiî boyalarla dokumacılığa tekrar dönülmesidir. Bu konuda çalışacaklar devlet tarafından desteklenmeli, ürünlerin pazarlanmasına da devlet öncülük etmelidir. Böylelikle yeni göçlerin önüne de geçilmiş olunacaktır.

Hepimiz çok iyi biliyoruz ki, topraklar millî kültür değerleriyle korunmaktadır. Bu toprakların gerçek bekçileri, üzerinde binlerce yılda meydana getirdiğimiz, millî kültür değerlerimizdir. Bunların ayaklarımızın altından kaymasına müsaade etmemeliyiz. Çünkü üzerinde yaşadığımız toprakların en az dört bin yıldan beri bizim vatanımız olduğunun gerçek tapuları, bu kültürel değerlerimizdir.

Geçmişte olduğu gibi, bugün de Türk üslûbunun en görkemli eserlerinin bu topraklarda verilebilmesi mümkündür. Sanatkâr bir ruh taşıyan bölge insanın ufkunu açmak, başta devlet olmak üzere, bütün müteşebbislerin görevi olmalıdır.

KAYNAKLAR

ARLI M., 1987. "Kullanıldıkları Dokumalara Göre El Sanatlarının Sınıflandırılması", III. M.A.T.F Bildirileri, c.V, Ankara 1987, s.39-56.

ARSEVEN C, 1983. "Halı", Sanat Ansiklopedisi, c.H, (4.baskı), Millî Eğitim Yayınlan, İstanbul 1983,s.673.

ARSLANAPA O., 1972. Türk Halı Sanatı, Yapı Kredi Yayınlan, İstanbul 1972.

BARIŞTA Ö., 1994. "Konya Hadim Dokumacılığı" Türk Halk Kültürü Araştırmaları 1994, Kültür Bakanlığı Yayım, Ankara 1996, s.l.

BULUT S., 1989. Damla Damla Erzurum, Demircioğlu Matbaası, Ankara 1989.

ÇAY A, 1983. Anadolu'da Türk Damgası -Koç-Heykel-Mezar Taşları ve Türklerde Koç-Koyun Meselesi, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınlan, Ankara 1983.

KAŞGARLI M., 1939-1941. Divan-ü Lügat'it Türk, (Çeviren: Besim Atalay), Türk Dil Kurumu, Ankara 1939-1941.

KAŞGARLI Mehlika A, 1985. "Haç Motifli Halılar Meselesi", Belgelerle Türk Tarih Dergisi, - Dün, Bugün, Yarın -, nr.3, (Mayıs 1985), s.37.

KIRZIOĞLU N, 1994. Türk Halk Kültüründe Doğu-Anadolu Dokumaları ve Giysileri, Türk Halk Kültürünü Araştırma ve Tanıtma Vakfı Yayınlan, Ankara 1994.

OLUR 1996. nr.l, (Haziran 1996) s. 3-8.

ŞENGÜL A 1984. Olur'da Dokumacılık Dili ve Folkloru - Derleme, İnceleme, Sözlük -, Erzurum 1984, s.7-11. (Neşredilmemiş).

YAĞAN Y.,1978. Türk El Dokumacılığı, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınlan, İstanbul 1978.

YETKİN Ş., 1976. Türk Halı Sanatı, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınlan, İstanbul 1976.

ZİPPER K., 1997. Türk Halıları, Sanat Dünyamız (Dergisi), m. 10, (Mayıs 1977), s.8.

 

(Geçmişten Geleceğe Oltu ve Çevresi Sempozyumu, 1–3 Temmuz 1998 Oltu-Erzurum)

(Geçmişten Geleceğe Oltu ve Çevresi Sempozyumu Bildirileri, Atatürk Üniversitesi Oltu Meslek Yüksekokulu Yayını, Erzurum 1999, s. 221–231.)



* KTÜ Giresun Eğitim Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Bölümü.